''Şeytan düşerse cennete düşer''

Sunday, September 26, 2010

Romantizm ölmeden doğmaz, ama ölür

Yeniden doğması için.
Gerçekten. Senge diyor; Bugünün sorunları, dünün çözümlerinden kaynaklanır diye. Geçmişte devam eden zamanlar, sonu bilinen zamanlar. Nasıl oluyor da bugün problem oluyor?

Bakmak lanet, görmek ödül, kör olmak ise süreç oluyor

Ben baya uzun süreli körlükler yaşadım. Her birinde ise yeniden görmeyi başardım, bu seferde baktıklarımın kör olduğunu gördüm. Ki görülmek istendiğinde buna direnen körlerde de kendimi gördüm. Zaman diyelim.

Görmenin bir bedeli var, o da kör olmak

Ha buna da inanırım, inanmak isterim ki beni kör edecek bir şeyi görebileyim. Baktığın seni kör ediyorsa güvendesin de demektir, fakat körler de yalnız kaldıkların da görmeye başlarlar, unutmamalı. Yalnız isen görmeye başlasan iyi edersin. Belki biri bakıyordur. O yüzden sıkmak lazım kafasına tarihin yeniden kör olabilmek için.

C-Section

Ve doğum anı, her şey hazır, bilirsin ki an tek heceli bir sözcük, uzun bile sürer, baya ıkındırır. Fakat o an şunu görürsün. Diğer çocukların aklına gelir, bir sürü ilişkiden olan, bir de en tatlı bebek vardır o unutamadığın, yeni bir doğum olurken görsen çelişki de kalacağın, işte o bebek o anda geliyorsa aklına, tam yeni çocuk yapıyorken tokatlayıp kendini uyan çünkü sadece oluyor olanla başbaşasın, o gerçek değil, tarihle hayaller de bile pazarlık edilmez. Devam etmek istiyorsan.
çocuk: herhangi bir dilde romantizm

Yeni doğan çocuğa ne olacak?

Evet bir de öyle bir durum var, sen oydu buydu derken çocuk sahibi oldun, belki bilinçli belki alkollüydün her nasılsa, birisi sahipleniyor bunu genelde, eğer sahiplenmiyorsan henüz çocuk olduğu için unutabilir sorun yok, karşı taraf sahipleniyorsa yine bir sorun yok, bir süre yalnız büyür hatırlamaz bile seni, her iki tarafta sahipleniyor ise işte o çocuk büyür. Maksat bir şekilde görmek. Piç olmadan.

İronik

Hayal kurmayı sağlayan geçmiştir evet, ama hayaller gelecek içindir. O yüzden hayallerimizi ne yapıyoruz, an itibari ile kuruyoruz.

Ver ay bilong durumu

Yine de illa yok kardeşim unutamıyorum eski çocuğumu diyorsan, tek bi söz var geriye, onu da
Bob Dylan; Doğum halinde olmayan, ölmekle meşguldür. şeklinde açıklıyor.
İyiki doğdumunun çocuğu.
ps: Bir daha kimsenin geçmişi ile kafamı karıştırmıcam, lütfen sizde geçmişinizi benle karıştırmayınız. nasip madem, an gelir. si u
 


Thursday, September 23, 2010

İma kılavuzu

Cevap vermemek bir cevap seçeneği olabilir, peki sorulacak bir soru var ve sorulmuyor ise kaynağı nedir? Kaynağı, soru sorulacak olandan ortada soru yokken alınan cevap ise cevap vermemek soru sormamaktan önce gelebilir ki bu da hiçbirşeyin olmasına imkan vermez. O yüzden ima etmek kötülüklerin anasıdır.

Sunday, September 19, 2010

Sunday, August 29, 2010

Gidiş dönüş lütfen, byss

Gecenin her zamankinden uzun, sabahın ise her zamankinden erken olduğu gün dünyaya geldim. Aynı gün geldiğinde dönücem.

Monday, August 23, 2010

Başka bi hikaye gerçek olabilir

Düşünmeden olan şey gerçektir, görünmez. Kurgu ise hayaldir, ama sen seni değil, başkası seni hikayesi içinde kurgular ise gerçek olabilir. Kurguluyorum öyle,bakarsan gösteririm

Tuesday, July 27, 2010

Türlü

şimdi biri şöyle demiş;
Bugünün sorunları,
dünün çözümlerinden kaynaklanır.

~ Senge ~

bi diğeri ise;

Doğum halinde olmayan,
ölmekle meşguldür.

~ Bob Dylan ~

sonra öbürü dayanamamış;

Dünya düşünenler için bir komedi,
hissedenler için trajedidir.

~ Walpole ~

noktayı da en son;

Ölüm olmasaydı,
onu icat etmek zorunda kalırdık.

~ Voltaire ~
koymuş, bu araların da bi muhabbetmiş öyle

diyeceğim;

''Kendimi bir buldozere zincirlemeyi düşünüyorum'' bknz: ''ihearthuckabees''

Wednesday, July 21, 2010

Öldüler işte

doktor: Hayatınızı biraz özetlermisiniz?
hasta: ölüyorum işte
doktor:yok öyle değil
hasta:işte hayat beni öldürüyor
doktor:beyfendi yanlış anladınız!
hasta: ne diyon a.q.
doktor:peki, psikolojik sorunlarınıza geçelim o zaman
hasta:ölüyorum işte psikolojim bozuk
doktor:uyku düzeniniz nasıl?
hasta:olm uyuyom iyi güzel de ölücem diyorum anlamıyomusun?
doktor:tanrı'ya inanıyormsunuz?
hasta:inanayım hadi nerde?
doktor:yok öyle değil, yani inanırsanız belki öleceğiniz gerçe....
hasta:öff inanınca ölmicem mi yani bu mu yani?
doktor:yok öyle deği..
hasta:ne biçim doktorsun lan sen?
doktor:beyfendi modern bilim..
hasta:ne moderni la, tanrı'ya inanıyon mu diyo bide ya!
doktor:bende ölücem beyfendi
hasta:banane lan!
doktor:yaşamaya başladığınızdan emin misiniz?
hasta:ölüyoruum, yaşamasam nası öleyim a.q.
doktor:evet beyfendi ölüyorsunuz, bir çaresi yok

hasta:hayatımı özetlesem ne olcaktı ki yani, ne değişecekti?
doktor: bi konuşturmadınız Hegel’dir, Freud’dur..
hasta:Onlar da öldü işte ee?

Friday, July 2, 2010

Kimseye söylemezsen herkese söylerim

Söylesem mi ?

Soyunduğumuz yerden devam edelim

Öpücüğün bizi nerde bekledigi belli degil, iyisimi biz onu her yerde bekleyelim. MONTAIGNE
Herkesin üç öpücüğü vardır; Ortaya çıkardığı , sahip olduğu , sahip olduğunu sandığı. Karr
İyi öp doğru karar ver. Doğan Cüceloğlu
Öpücüğünü kaybetmiş dudakta uçuk bile çıkmazmış DaDaTöR

Tuesday, June 29, 2010

Hesabı getirin !

1'den sonra 1 tane daha 1 gelir, o halde 1'i 1 ile toplamanın amacı nedir? 2
nedir? -1'ler de sonsuz olasılıklı ise hayat bana mı güzel? otur 0

Saturday, June 12, 2010

Şeytanı Boynuzlamak

soruları cevapsız bir bütün olarak kabul edememe durumu, her şeyin bir sebebi olmalı takıntısı, varlığın ilk tercihi olması gereken yaşamak seçeneğinden muaf tutulduğu hayatta herşeye tanım koyma çabası.. yalnızca nihilist bir tanım olmayan, kendisini; ''sadece sorular var, cevaplar ise en transparan olanları'' olarak tanımlayan bir deyim adayı.. her gün ara ara yapılan şey

Friday, June 11, 2010

BuRaSı İnTeRnEt

evet durumlar malum... belki yarın internete girdiğimiz de "erişim hakkınızı yedik" diye bir mesaj ile karşılaşacağız. sadece google değil, tüm internet, çok mu saçma, mesele salt ekşisözlük kapanma vs. olayı değil, bilgi'ye sansür!
yani neden olmasın? burada kendin yaz 26.000 okusun olayı artık arkada kalmalı, herkese okutmalı, önem arz eden entryleri...

dün gece ssg'nin de katıldığı "eleştiriye açık olmak" konu başlıklı, türk televizyon piyesi, konu'yu halen yüzeysellik çemberinden dışarı çıkaramıyor. konunun kendisinin yanından bile geçilmiyor. bir de, hakkı devrim üzerinden dönen bir sürü entry olaya yavşakça yaklaşmanın edilgenliğini ortaya çıkarıyor... faydasız tartışma programları temelinde yazı ile süregelen bir internet platformunu bırak korumayı tanıtmayı bile beceremiyor.

yazılar, yazıyı savunmada yetersiz kalıyor, dışındaki ses ise yazı ile eş anlamlı değil... hakkı devrim'in de vurguladığı gibi, "ülkemizin amerika ile sosyolojik olarak nasıl aynı kefeye konulduğuna" verilen cevap "burası internet hakkı abi" olmamalıydı.

dil'in afrodizyak etkisini yüzünüze çarpabilecek bir gazeteci ile konuşurken daha hazırlıklı olunması gerekirdi, öncelikle tartışma dinamiğini yönlendirebilerek asıl sorunun "gül'ün adı" olduğu ve bunun türkiye dünya kavgası değil, insan modernizm kavgası olduğunu belirtmek gibi...
tutup ta, inci sözlük gibi bir örnekleme göstermek, bu jargonun yeni gençlik özgürlüğü ima ettiğini belirtmek vasat bir propoganda'dan ötesi değil. sağımız, solumuz, önümüz arkamız bununla dolup taşmışken, kimin yeni ergenlik çağı forumlarında sobelenmeye ihtiyacı var?

türlü uzam ve açılımlara gebe olan punk, anarşi gibi eylemlerin bize örnek teşkil eden kısımları ne yazık ki "3 dk'lık sahne de yapılan seks", "kusmuklarla yaşıyorum abi", "herşeye karşıyım, kendime bile", ezcümle drugs rocks vs.den öteye gidemedi...

sonra, neden diyoruz, neden ciddiye alınmıyoruz, cümlemiz var ama sözümüz sarhoş. söz'ler arılara benzer, ağızdan çıktığı zaman karşısındakini vurur, sokar ve sonra ölür. çünkü artık etkenliğini yitirmişitir. o yüzden çok büyük bir tehlike hissetmeden birini sokmazlar. yaşamlarına devam ederler, yaşamak için yaşarlar, temel gereksinimleri sadece budur, yoktan seçmeli hayat.

o yüzden var etmek, var ederken yok etmek, fakat kalan parçalardan yeniden var etmek ve süreç.... önümüzde olan bu, artık pop ikonu olarak bile yer etmeyen anarşist rozetlerinizi çıkarın, yerine yaşamınızı koyun, kaos ile var olmayı savunun ve görün ne kadar umursuyorsanız!

ve oscar wilde'la bir olup haykırın; "bana lükslerimi verin, temel gereksinimlerim olmadan da yaşarım!"

Dünya okey'e dönüyor

Saturday, April 24, 2010

COCO STARI BEN BULDUM

Bizim lisede çok acaip iyi niyetli ama bi o kadar da ayarsız bir tarih hocamız vardı.  Ayarsız dediim önemli bi nokta çünkü size bi aikido yada kung fu hareketi göstericem deyip kolunuzu bacağınızı sakatlayacak kadar Nasıl desem böyle elindeki bi kozalağı şişeyi vs öylesine fırlatan bi öğrenci düşünün, o öğrencinin yanına gider ve şişeyi attığı mesafeyi söylerdi ‘70 metre atabildin gibi..’
Bir gün elinde bi çikolata ile söylene söylene derse geldi, mırıldanıyodu namussuzlar,  nası anlamadım yauw vs.. diye. Sonra başladı ‘Bu ülkerciler varya..’ Bakkal dükkanı vardı bide hocanın, bi gün oturuyomuş, bi kabın içerisinde kakao bide hindistan cevizi koymuş tadına bakıyomuş, Ülkerciler gelmişler mal bırakmak için, buda gençler bi tadsanıza nası demiş, böbürlenmiş işte ben kendi çikolatamı kendim yaparım, tüketime karşıyım öğretmenim ben falan diyerekten. Dediğine göre adamlar tatmışlar hocam ne güzel çikolata olurdu bu, bunu pazarlasak falan muhabbeti açmışlar. Hocada demiş ‘azığım bana yeter napcaksanız yapın ..’ Hocamız bi iki güzel söz duysun susmazdı konuşurdu vıdı vıdı.
İşte o günde geldi sınıfa susmadı yine, verdi veriştirdi ülkere ulan ben yapmıştım nası düşünemedim tey teey. Hocamız kung fu romantik tarihi türde bi film olsa oynayacak adamdı be. Varsın bulmuş olsun,inanıyorum ben. zaten bi hindistan cevizi bide kakao değil mi gerçektede :) O zaman şöyle bitirelim. ‘Azığımız dediğimiz  kazığımız olabilir..’(ideolojik cümletor)
si yu yo.

WAN DAMME A HARAÇ VEREN ÇOCUK


İlkokul'da bizim oralarda her bir çocuğun eline bi kere de olsa şu kung-fu karate magazinler vardı 90 larda, onlardan geçerdi. İşte nançıka nasıl kullanılır, tuğla kıran adamlar,o tuğlalar gerçek mi plastik mi falan konuşurduk, yokken internet bizim için brush lee wan damme jackie chan vardı. kahramanlar. herkes bacak açmaya çalışırdı, yapabilenler ise baya saygı görürdü bizim mahallede işte :)..
ilkokulda ise hiç öyle tv de gördüğümüz gibi olmayan, kahramanlıkla yakından uzaktan alakası yok tam aksine brush lee nin gerçekte görse bacaklarını kıracağı türden kara kahramanlar türedi. ve kendilerine brush lee wan damme ve jacki chan adlarını verdiler, başladılar haraç almaya iyi mi?
Şimdi bi kere bu brush lee denen çocuk, beni düşürüp, yanlış hatırlamıyorsam 100 kuruş paramı alması dışında zihnimde pek kalmamış, ama wan damme ah o wan damme varya işte onu anlatıcam biraz;
İsmi Furkan dı sanırım, böyle kırmızı ama koyusundan bi pantolonu vardı, basket potalarının o altındaki demirlerde bacaklarını açar, gözlerini kapar(ciddiyim) öyle dururdu,ağaçlara attığı uçan tekmeler de cabası.. Sürekli salladığı ufak bi zinciri vardı ama 7 yaşındaki bünyeler için zincirin ufaklığı pek de göz ardı edilecek cinsten değildi. bu çocuk gerek yaş gerekse cüsse olarak bizden iriceydi haliyle wan damme ya.. İlkokulda öyle çok arkadaşım yoktu, bana özel değildi gerçi herkesin en fazla muhabbeti sıra arkadaşıyla idi. Garip, evet kabul ediyorum. Bu Wan damme denen karakter bizi sıra arkadaşımla yaklaşık olarak 6-7 kere soyduktan sonra, hepte atariye giderdi o para ile eşek herif, bir gün ben buna kafa tuttum. Ama kafa tutana kadar okumadığım dergi, pratik yapmadığım hareket(kendimce) kalmadı yani. bu herifte bana seni Pazartesi görücem dedi ,o anda göremedi bi başka karanlık işimi vardı neyse artık.. Beni aldı bi stres, en ilginç ve o yaşıma rağmen çok iyi hatırladığım bir hafta sonudur o hafta sonu haa. bacağımı açmayı başardığım, minderleri dövdüğüm,hatta anneciğimin yastıklarından birini baya parçaladığım deli antrenmanlarım olan bi hafta sonuydu işte.. bi radyomuz vardı artık ne denk geliyorsa gaza geliyordum, ki radyoda ortada kuyu var yandan geç falan çalıyordu :) neyse ben baya iyi hazırlandığımı düşündüğüm bi haftasonundan sonra, okula gittim, tetikte bekliyorum. Eee wan damme saldıracak, tetikte olmak lazım tabi, nereden çıkacağı asla kestirilmez dürzü, yanıma da para almadım ama o gün, haftasonundan sonra, okula gittim,keşke para alsaydım lan da dedim hani, para güvence çünkü verir kurtulursun dayak yemekten, ama kafaya koymuştum dayak yesem bile vermicektim para. Gelmedi..
O gün bugündür hala arkamı kolluyorum wan damme a karşı derken , geçen memleketi ziyarete gittiğimde önünde boyacı sandığı olan bi eleman dikkatimi çekti. gittim yanına doğru, adını sordum, Furkan dedi, o dehşet saçan adam, ilkokulun o okul bahçesine girdiği anda koridorlarda başlayan wan damme bizim kata geliyo dedikodu dalgalarını çıkaran adam önümde gayet mazlum bi şekilde işini yapıyo. Biraz muhabbet ettik, tabi vermiyorum kimlik, zaten tanımaz:) ama o hala tanınıyor.
Kızgındık bu herife hepimiz ilkoukulda, soyguncu adam kızarsın tabi, ama diyorum şimdi garibim diye bu herife, e insan diyo işte yazık lan çocuğa diye.. Neyse o herif sayesinde çok fantezi bi ilkokul çağı geçirdim ben, hala o uçan tekmeler aklımda.. Aldığı haraçlara gelince, bunu cidden üzülerek söylüyorum, şimdiki mesleği ile halen aynı ekonomik seviyesini koruyo..en azından artık dürüst bi işten kazandıkları ile street fighter oynuyo..

GO SATRANÇ insan

Go adı üstünde bi oyunken oynayan bi kısım jenerasyonun hayatta durma eylemine başlaması şok etti!
Dumanlı hava sahaları !

GO DA SATRANÇA GÖRE DAHA FAZLA HAMLE VE DÜŞÜNCE OLASILIĞI VAR,DAHA DERİN OYUN DİYE SAVUNANLARA BİR ÇİFT LAFIM VAR
wtf?

Ne demek abi o öyle, bizler nasıl aşmış insanlarız ki de satrançta bilmemne kadar hamle olasılığı var go da daha çok diyerek yok daha kadim oyun diyerek sınıflıyoruz bunları, yanlış anlaşılmasın go ya laf yok ama satranç oynamam ben çünkü hebele hübele go rulez daha çok olasılık evet düşünce evet yeah diyenlere diyorum. Satrançtaki hamleleri tamamlama şansı varmış gibi bide, ah sizi aşmış keşişler, Budha nın keşişleri göz nurları..
Lafımı getireceğim yer hayat dediğimiz nane yi koklarken birşeyi kaçırıyoruz, yaşadığımızdan çok felsefe yapmaya başladık. Strateji geliştirmeye yönelik oyunlar zamanı ile pratiğe yardımları da olsun hayatın içinden olsunlar diye kurgulandılar. e şimdi tek başlarına hayata meydan okuyan post hippi kültürün oyuncağı hale geldiler, oturarak dünyayı kurtaran şamanlar.. Ayağa kalkın len. Kendinize gelin kıyametin ne zaman nasıl olacağını değil, bunları düşünürken neleri kaçırdığınızı düşünün. yani bence, ben ne bilirim ki ama… dalailama bilir.
Tekrar belirtiyorum Budha dır Dalailamadır hiçbir sorunum yoktur, durmak da erdemdir tabi, ama lütfen durup dururken durmayalım. yaşama koşalım çiçekler kelebekler sizlerin olsun.

Seviyor gibi Yapmak Yapıyor gibi Sevmek

EN KAFASI OLAN TONİC yada ROTTEN EGG LİKE DOGS IN LOVE

Saturday, March 27, 2010

viva entropy bye STALINISM

DOĞDUM ÖLDÜM, AMA BEN BİRŞEY SORACAKTIM..

İnsan doğar dimi, biri der öğren öğrenir, e hadi öğrenir de sonra yapacakları bu öğrendiklerine ne benzer ne benzetilir. çalış der abiler; çalış ki formda ol, çalış ki adam ol, çalış ki emekli ol, çalış ki vakit geçsin, çalış ki unut, çalış ki çalışmamazlık etme, çalış ki dünyayı kurtar,çalış ki çalıştı desinler, çalış ki çalıştır.. Haa demek ne öğrenmişiz çalışınca olabileceklerin sınırı hududu yok. Şimdi tabi bu çalışma bizi biyerlere derken götürür diğer çalışanlara mesela, onlar çalıştıkça daha çok çalışasın gelir ki daha önce adam olasın emekli olasın dünyayı kurtarasın.. Birde aksini deneyenler olmuştur, tabi çalışırız da zamanı gelince bazen erkende olsa dururuz dimi.. Dur ki anla, dur ki anlat, dur ki diğerleri geçsin..
Devam et, dur, devam ettir, durdur.. O başta vardı ya hani ne yapıyorsun diyenler, öğren bişeyler diyenler ne öğrendiğimi merak ediyormusunuz.. Bu kurduğunuz köprü diyorum, birbirimizden öğrendiğimiz, öğrettiğimiz, öğretilecekler falan, bi ton cevap bulduk sayenizde, soru sormayı unuttuk..

Monday, March 8, 2010

kahin misin?

2012 ye kadar geri sayan kehanettün kahinüm tellalları, yaşamayı unutan filozoflar, abuzittirdiniz mi?

Tuesday, March 2, 2010

=

If a man will begin with certainties, he shall end in doubts, but if he will content to begin with doubts, he shall end in certainties.

Francis Bacon

Friday, February 26, 2010

Masalın masalı

Bir varmış bir yokmuş, kitapların birinin içinde bir masal varmış.. Gel zaman git zaman masal okunmamış. Masal kendini bile tanımaz olmuş. Kısacık olduğundan pek bir sayfanın dikkatini de çekmemiş. Kalakalmış bir başına. Sonra  bir çocuk masalın yaşadığı kitabı bulmuş. Kitap içinde dikkat çeken tek bir şey olmuş çocuk için. Tek bir satır..

''Sana anlatttığım masalın başını en sonunda göreceksin''

Bir varmış, bir yokmuş...

Seni yenicem Beyoğlu

yavaştan başlıcan bu işe..

Işıklar sönünce gözlerini aç

Emin olmadığımdan bile emin değilim

Thursday, February 4, 2010

OF ya oLiMpOs bozuldu diyen aVantgarde mArjiNal aTTıraksiyon

Neden küne? Neden Olimpos bozuluyo?

Çok mu bar açıldı?
Gerçekten doğaya ihtiyacınız var diyemi açılan barlar sıkıcı oldu? Yetmiyo mu kalanı?
Doğanızında bara yer yok mu?
Budistmisiniz?
Kötü müzik varsa ipod/mp3 player dinleyemezmisiniz,zaten soyutlamıcakmıydınız kendinizi?
Açılan barlar doğanızın ne kadarını bloke ediyo?
Barlar olmasa kim kime neyini gösterecek?
Antik doğaya saygısızlık mı arttı? Antik ne sizin için?
Yoksa artık herkes aradığı herşeyi marketlerde bulabiliyor mu?
Bu bi sorun mu?
Karettalara kötü mü davrandınız?
En çok çiş olimpos sularında mı?
Mideniz mi raatsız?
İphone unuz  dan mı utanıyosunuz?
Yoksa son çıkan Türkmen reklamı mı 'Türkmenimizin giderek devleştiği canınızı sıktı?

 Olimpos güzeldir! Gidin sevin onu! İnin gece sahile,uyuyun..Biri üstünüze bassın keyif alın güvende hissedin, Denize giderken karşınıza çıkan soğuk suya girip neden bozulsun lan Olimpos! hala rulezz.. demeyide ihmal etmeyin..
Yerler...
öperler..

ps: Elçinhanım, olimpozüsyonumu bitirdim. öuhgf:P

Wednesday, February 3, 2010

or RAYT?

Bir aralar otururken bi çaycıda, bir muhabbete kulak misafiri olmuştum, eğer ulus iyi bir şey olsaydı çingenelerin vatanı olurdu demişti..doğrumudur?

ps:Eskişehir de iken ise adamın biri şehirdeki heykellere bakıp 'kültür verip gavur edeceğine ekmek verip müslüman et demişti' doğrumudur?

Tuesday, February 2, 2010

pappa was kunst der die das!

 Tez yazdım, sıkmayacağım onunla canınızı, ama özünü anlattığına inandığım 15 yıl ki halen harcıyorum sayılır çıkan sonuç daha ötesinde olamadı..saçma gelebilir,ruh taklittir. Heyecansız değildir ama..

Aranızda bilenler vardır, ama okumanızı isterim.

*SANATIN SONU*-Donald Kuspit'in kitabından. Allan Kaprow denemeler..

Ay’a inen uzay aracı tüm çağdaş yontu çalışmalarından açıkça daha üstündür;
Houston uzay nekiği merkezi ile Apollo iki astronotları arasındaki sözlü iletişim çağdaş şiirden daha iyidir;
Bu tür sözlü iletişimler, sesin kimi zaman zayıflamasına, çıkan bip seslerine, cızırtılara ve zaman zaman iletişimin kesilmesine rağmen konser salonlarındaki elektronik müziği aşmaktadır;
Gettolarda yaşayan ailelerin antropologlar tarafından(bu ailelerin izniyle) uzaktan kumanda edilen kameralarla çekilen yaşamları o ünlü, gerçekçi yeraltı dünyası filmlerinden daha muhteşemdir;
Sözgelimi Las Vegas’ın plastik ve paslanmaz çelikten yapılmış, pırıl pırıl parlayan petrol istasyonlarının çoğu son zamanların en olağanüstü mimarisidir;
;permarkette alışveriş yapan insanların rasgele, esrik hareketleri modern dansta yapılan her tür hareketten daha zengindir;
Yatakların içindeki pamuk ve sanayi atığı kalıntıları, dağılmış çö;plerden oluşan çok sayıdaki sergiden daha ilgi çekicidir;
Test edilen roketlerden çıkan buharın oluşturduğu gökkuşağı rengindeki, gökyüzünü kaplayan durağan biçimlere denk biçimler, gazlı malzemelerle çalışan sanatçılar tarafından yapılamamıştır;
Vietnam’daki güneydoğu Asya savaş tiyatrosu ya da ‘Chicago Sekizlisi’nin yargılandığı duruşma her ne kadar savunulamaz olsa da, herhangi bir tiyatrodan daha iyidir;
Vb,vb... Sanat olmayan şeyler sanat olan sanattan daha çok sanattır.(*Allan Kaprow, essays on the Blurring art and life,1993-s.97-98)

dondurma yemek lazım. üzerinede viski lahmacun..