''Şeytan düşerse cennete düşer''

Sunday, September 26, 2010

Romantizm ölmeden doğmaz, ama ölür

Yeniden doğması için.
Gerçekten. Senge diyor; Bugünün sorunları, dünün çözümlerinden kaynaklanır diye. Geçmişte devam eden zamanlar, sonu bilinen zamanlar. Nasıl oluyor da bugün problem oluyor?

Bakmak lanet, görmek ödül, kör olmak ise süreç oluyor

Ben baya uzun süreli körlükler yaşadım. Her birinde ise yeniden görmeyi başardım, bu seferde baktıklarımın kör olduğunu gördüm. Ki görülmek istendiğinde buna direnen körlerde de kendimi gördüm. Zaman diyelim.

Görmenin bir bedeli var, o da kör olmak

Ha buna da inanırım, inanmak isterim ki beni kör edecek bir şeyi görebileyim. Baktığın seni kör ediyorsa güvendesin de demektir, fakat körler de yalnız kaldıkların da görmeye başlarlar, unutmamalı. Yalnız isen görmeye başlasan iyi edersin. Belki biri bakıyordur. O yüzden sıkmak lazım kafasına tarihin yeniden kör olabilmek için.

C-Section

Ve doğum anı, her şey hazır, bilirsin ki an tek heceli bir sözcük, uzun bile sürer, baya ıkındırır. Fakat o an şunu görürsün. Diğer çocukların aklına gelir, bir sürü ilişkiden olan, bir de en tatlı bebek vardır o unutamadığın, yeni bir doğum olurken görsen çelişki de kalacağın, işte o bebek o anda geliyorsa aklına, tam yeni çocuk yapıyorken tokatlayıp kendini uyan çünkü sadece oluyor olanla başbaşasın, o gerçek değil, tarihle hayaller de bile pazarlık edilmez. Devam etmek istiyorsan.
çocuk: herhangi bir dilde romantizm

Yeni doğan çocuğa ne olacak?

Evet bir de öyle bir durum var, sen oydu buydu derken çocuk sahibi oldun, belki bilinçli belki alkollüydün her nasılsa, birisi sahipleniyor bunu genelde, eğer sahiplenmiyorsan henüz çocuk olduğu için unutabilir sorun yok, karşı taraf sahipleniyorsa yine bir sorun yok, bir süre yalnız büyür hatırlamaz bile seni, her iki tarafta sahipleniyor ise işte o çocuk büyür. Maksat bir şekilde görmek. Piç olmadan.

İronik

Hayal kurmayı sağlayan geçmiştir evet, ama hayaller gelecek içindir. O yüzden hayallerimizi ne yapıyoruz, an itibari ile kuruyoruz.

Ver ay bilong durumu

Yine de illa yok kardeşim unutamıyorum eski çocuğumu diyorsan, tek bi söz var geriye, onu da
Bob Dylan; Doğum halinde olmayan, ölmekle meşguldür. şeklinde açıklıyor.
İyiki doğdumunun çocuğu.
ps: Bir daha kimsenin geçmişi ile kafamı karıştırmıcam, lütfen sizde geçmişinizi benle karıştırmayınız. nasip madem, an gelir. si u
 


Thursday, September 23, 2010

İma kılavuzu

Cevap vermemek bir cevap seçeneği olabilir, peki sorulacak bir soru var ve sorulmuyor ise kaynağı nedir? Kaynağı, soru sorulacak olandan ortada soru yokken alınan cevap ise cevap vermemek soru sormamaktan önce gelebilir ki bu da hiçbirşeyin olmasına imkan vermez. O yüzden ima etmek kötülüklerin anasıdır.

Sunday, September 19, 2010

Sunday, August 29, 2010

Gidiş dönüş lütfen, byss

Gecenin her zamankinden uzun, sabahın ise her zamankinden erken olduğu gün dünyaya geldim. Aynı gün geldiğinde dönücem.

Monday, August 23, 2010

Başka bi hikaye gerçek olabilir

Düşünmeden olan şey gerçektir, görünmez. Kurgu ise hayaldir, ama sen seni değil, başkası seni hikayesi içinde kurgular ise gerçek olabilir. Kurguluyorum öyle,bakarsan gösteririm

Tuesday, July 27, 2010

Türlü

şimdi biri şöyle demiş;
Bugünün sorunları,
dünün çözümlerinden kaynaklanır.

~ Senge ~

bi diğeri ise;

Doğum halinde olmayan,
ölmekle meşguldür.

~ Bob Dylan ~

sonra öbürü dayanamamış;

Dünya düşünenler için bir komedi,
hissedenler için trajedidir.

~ Walpole ~

noktayı da en son;

Ölüm olmasaydı,
onu icat etmek zorunda kalırdık.

~ Voltaire ~
koymuş, bu araların da bi muhabbetmiş öyle

diyeceğim;

''Kendimi bir buldozere zincirlemeyi düşünüyorum'' bknz: ''ihearthuckabees''

Wednesday, July 21, 2010

Öldüler işte

doktor: Hayatınızı biraz özetlermisiniz?
hasta: ölüyorum işte
doktor:yok öyle değil
hasta:işte hayat beni öldürüyor
doktor:beyfendi yanlış anladınız!
hasta: ne diyon a.q.
doktor:peki, psikolojik sorunlarınıza geçelim o zaman
hasta:ölüyorum işte psikolojim bozuk
doktor:uyku düzeniniz nasıl?
hasta:olm uyuyom iyi güzel de ölücem diyorum anlamıyomusun?
doktor:tanrı'ya inanıyormsunuz?
hasta:inanayım hadi nerde?
doktor:yok öyle değil, yani inanırsanız belki öleceğiniz gerçe....
hasta:öff inanınca ölmicem mi yani bu mu yani?
doktor:yok öyle deği..
hasta:ne biçim doktorsun lan sen?
doktor:beyfendi modern bilim..
hasta:ne moderni la, tanrı'ya inanıyon mu diyo bide ya!
doktor:bende ölücem beyfendi
hasta:banane lan!
doktor:yaşamaya başladığınızdan emin misiniz?
hasta:ölüyoruum, yaşamasam nası öleyim a.q.
doktor:evet beyfendi ölüyorsunuz, bir çaresi yok

hasta:hayatımı özetlesem ne olcaktı ki yani, ne değişecekti?
doktor: bi konuşturmadınız Hegel’dir, Freud’dur..
hasta:Onlar da öldü işte ee?

Friday, July 2, 2010

Kimseye söylemezsen herkese söylerim

Söylesem mi ?

Soyunduğumuz yerden devam edelim

Öpücüğün bizi nerde bekledigi belli degil, iyisimi biz onu her yerde bekleyelim. MONTAIGNE
Herkesin üç öpücüğü vardır; Ortaya çıkardığı , sahip olduğu , sahip olduğunu sandığı. Karr
İyi öp doğru karar ver. Doğan Cüceloğlu
Öpücüğünü kaybetmiş dudakta uçuk bile çıkmazmış DaDaTöR

Tuesday, June 29, 2010

Hesabı getirin !

1'den sonra 1 tane daha 1 gelir, o halde 1'i 1 ile toplamanın amacı nedir? 2
nedir? -1'ler de sonsuz olasılıklı ise hayat bana mı güzel? otur 0

Saturday, June 12, 2010

Şeytanı Boynuzlamak

soruları cevapsız bir bütün olarak kabul edememe durumu, her şeyin bir sebebi olmalı takıntısı, varlığın ilk tercihi olması gereken yaşamak seçeneğinden muaf tutulduğu hayatta herşeye tanım koyma çabası.. yalnızca nihilist bir tanım olmayan, kendisini; ''sadece sorular var, cevaplar ise en transparan olanları'' olarak tanımlayan bir deyim adayı.. her gün ara ara yapılan şey

Friday, June 11, 2010

BuRaSı İnTeRnEt

evet durumlar malum... belki yarın internete girdiğimiz de "erişim hakkınızı yedik" diye bir mesaj ile karşılaşacağız. sadece google değil, tüm internet, çok mu saçma, mesele salt ekşisözlük kapanma vs. olayı değil, bilgi'ye sansür!
yani neden olmasın? burada kendin yaz 26.000 okusun olayı artık arkada kalmalı, herkese okutmalı, önem arz eden entryleri...

dün gece ssg'nin de katıldığı "eleştiriye açık olmak" konu başlıklı, türk televizyon piyesi, konu'yu halen yüzeysellik çemberinden dışarı çıkaramıyor. konunun kendisinin yanından bile geçilmiyor. bir de, hakkı devrim üzerinden dönen bir sürü entry olaya yavşakça yaklaşmanın edilgenliğini ortaya çıkarıyor... faydasız tartışma programları temelinde yazı ile süregelen bir internet platformunu bırak korumayı tanıtmayı bile beceremiyor.

yazılar, yazıyı savunmada yetersiz kalıyor, dışındaki ses ise yazı ile eş anlamlı değil... hakkı devrim'in de vurguladığı gibi, "ülkemizin amerika ile sosyolojik olarak nasıl aynı kefeye konulduğuna" verilen cevap "burası internet hakkı abi" olmamalıydı.

dil'in afrodizyak etkisini yüzünüze çarpabilecek bir gazeteci ile konuşurken daha hazırlıklı olunması gerekirdi, öncelikle tartışma dinamiğini yönlendirebilerek asıl sorunun "gül'ün adı" olduğu ve bunun türkiye dünya kavgası değil, insan modernizm kavgası olduğunu belirtmek gibi...
tutup ta, inci sözlük gibi bir örnekleme göstermek, bu jargonun yeni gençlik özgürlüğü ima ettiğini belirtmek vasat bir propoganda'dan ötesi değil. sağımız, solumuz, önümüz arkamız bununla dolup taşmışken, kimin yeni ergenlik çağı forumlarında sobelenmeye ihtiyacı var?

türlü uzam ve açılımlara gebe olan punk, anarşi gibi eylemlerin bize örnek teşkil eden kısımları ne yazık ki "3 dk'lık sahne de yapılan seks", "kusmuklarla yaşıyorum abi", "herşeye karşıyım, kendime bile", ezcümle drugs rocks vs.den öteye gidemedi...

sonra, neden diyoruz, neden ciddiye alınmıyoruz, cümlemiz var ama sözümüz sarhoş. söz'ler arılara benzer, ağızdan çıktığı zaman karşısındakini vurur, sokar ve sonra ölür. çünkü artık etkenliğini yitirmişitir. o yüzden çok büyük bir tehlike hissetmeden birini sokmazlar. yaşamlarına devam ederler, yaşamak için yaşarlar, temel gereksinimleri sadece budur, yoktan seçmeli hayat.

o yüzden var etmek, var ederken yok etmek, fakat kalan parçalardan yeniden var etmek ve süreç.... önümüzde olan bu, artık pop ikonu olarak bile yer etmeyen anarşist rozetlerinizi çıkarın, yerine yaşamınızı koyun, kaos ile var olmayı savunun ve görün ne kadar umursuyorsanız!

ve oscar wilde'la bir olup haykırın; "bana lükslerimi verin, temel gereksinimlerim olmadan da yaşarım!"

Dünya okey'e dönüyor

Saturday, April 24, 2010

COCO STARI BEN BULDUM

Bizim lisede çok acaip iyi niyetli ama bi o kadar da ayarsız bir tarih hocamız vardı.  Ayarsız dediim önemli bi nokta çünkü size bi aikido yada kung fu hareketi göstericem deyip kolunuzu bacağınızı sakatlayacak kadar Nasıl desem böyle elindeki bi kozalağı şişeyi vs öylesine fırlatan bi öğrenci düşünün, o öğrencinin yanına gider ve şişeyi attığı mesafeyi söylerdi ‘70 metre atabildin gibi..’
Bir gün elinde bi çikolata ile söylene söylene derse geldi, mırıldanıyodu namussuzlar,  nası anlamadım yauw vs.. diye. Sonra başladı ‘Bu ülkerciler varya..’ Bakkal dükkanı vardı bide hocanın, bi gün oturuyomuş, bi kabın içerisinde kakao bide hindistan cevizi koymuş tadına bakıyomuş, Ülkerciler gelmişler mal bırakmak için, buda gençler bi tadsanıza nası demiş, böbürlenmiş işte ben kendi çikolatamı kendim yaparım, tüketime karşıyım öğretmenim ben falan diyerekten. Dediğine göre adamlar tatmışlar hocam ne güzel çikolata olurdu bu, bunu pazarlasak falan muhabbeti açmışlar. Hocada demiş ‘azığım bana yeter napcaksanız yapın ..’ Hocamız bi iki güzel söz duysun susmazdı konuşurdu vıdı vıdı.
İşte o günde geldi sınıfa susmadı yine, verdi veriştirdi ülkere ulan ben yapmıştım nası düşünemedim tey teey. Hocamız kung fu romantik tarihi türde bi film olsa oynayacak adamdı be. Varsın bulmuş olsun,inanıyorum ben. zaten bi hindistan cevizi bide kakao değil mi gerçektede :) O zaman şöyle bitirelim. ‘Azığımız dediğimiz  kazığımız olabilir..’(ideolojik cümletor)
si yu yo.

WAN DAMME A HARAÇ VEREN ÇOCUK


İlkokul'da bizim oralarda her bir çocuğun eline bi kere de olsa şu kung-fu karate magazinler vardı 90 larda, onlardan geçerdi. İşte nançıka nasıl kullanılır, tuğla kıran adamlar,o tuğlalar gerçek mi plastik mi falan konuşurduk, yokken internet bizim için brush lee wan damme jackie chan vardı. kahramanlar. herkes bacak açmaya çalışırdı, yapabilenler ise baya saygı görürdü bizim mahallede işte :)..
ilkokulda ise hiç öyle tv de gördüğümüz gibi olmayan, kahramanlıkla yakından uzaktan alakası yok tam aksine brush lee nin gerçekte görse bacaklarını kıracağı türden kara kahramanlar türedi. ve kendilerine brush lee wan damme ve jacki chan adlarını verdiler, başladılar haraç almaya iyi mi?
Şimdi bi kere bu brush lee denen çocuk, beni düşürüp, yanlış hatırlamıyorsam 100 kuruş paramı alması dışında zihnimde pek kalmamış, ama wan damme ah o wan damme varya işte onu anlatıcam biraz;
İsmi Furkan dı sanırım, böyle kırmızı ama koyusundan bi pantolonu vardı, basket potalarının o altındaki demirlerde bacaklarını açar, gözlerini kapar(ciddiyim) öyle dururdu,ağaçlara attığı uçan tekmeler de cabası.. Sürekli salladığı ufak bi zinciri vardı ama 7 yaşındaki bünyeler için zincirin ufaklığı pek de göz ardı edilecek cinsten değildi. bu çocuk gerek yaş gerekse cüsse olarak bizden iriceydi haliyle wan damme ya.. İlkokulda öyle çok arkadaşım yoktu, bana özel değildi gerçi herkesin en fazla muhabbeti sıra arkadaşıyla idi. Garip, evet kabul ediyorum. Bu Wan damme denen karakter bizi sıra arkadaşımla yaklaşık olarak 6-7 kere soyduktan sonra, hepte atariye giderdi o para ile eşek herif, bir gün ben buna kafa tuttum. Ama kafa tutana kadar okumadığım dergi, pratik yapmadığım hareket(kendimce) kalmadı yani. bu herifte bana seni Pazartesi görücem dedi ,o anda göremedi bi başka karanlık işimi vardı neyse artık.. Beni aldı bi stres, en ilginç ve o yaşıma rağmen çok iyi hatırladığım bir hafta sonudur o hafta sonu haa. bacağımı açmayı başardığım, minderleri dövdüğüm,hatta anneciğimin yastıklarından birini baya parçaladığım deli antrenmanlarım olan bi hafta sonuydu işte.. bi radyomuz vardı artık ne denk geliyorsa gaza geliyordum, ki radyoda ortada kuyu var yandan geç falan çalıyordu :) neyse ben baya iyi hazırlandığımı düşündüğüm bi haftasonundan sonra, okula gittim, tetikte bekliyorum. Eee wan damme saldıracak, tetikte olmak lazım tabi, nereden çıkacağı asla kestirilmez dürzü, yanıma da para almadım ama o gün, haftasonundan sonra, okula gittim,keşke para alsaydım lan da dedim hani, para güvence çünkü verir kurtulursun dayak yemekten, ama kafaya koymuştum dayak yesem bile vermicektim para. Gelmedi..
O gün bugündür hala arkamı kolluyorum wan damme a karşı derken , geçen memleketi ziyarete gittiğimde önünde boyacı sandığı olan bi eleman dikkatimi çekti. gittim yanına doğru, adını sordum, Furkan dedi, o dehşet saçan adam, ilkokulun o okul bahçesine girdiği anda koridorlarda başlayan wan damme bizim kata geliyo dedikodu dalgalarını çıkaran adam önümde gayet mazlum bi şekilde işini yapıyo. Biraz muhabbet ettik, tabi vermiyorum kimlik, zaten tanımaz:) ama o hala tanınıyor.
Kızgındık bu herife hepimiz ilkoukulda, soyguncu adam kızarsın tabi, ama diyorum şimdi garibim diye bu herife, e insan diyo işte yazık lan çocuğa diye.. Neyse o herif sayesinde çok fantezi bi ilkokul çağı geçirdim ben, hala o uçan tekmeler aklımda.. Aldığı haraçlara gelince, bunu cidden üzülerek söylüyorum, şimdiki mesleği ile halen aynı ekonomik seviyesini koruyo..en azından artık dürüst bi işten kazandıkları ile street fighter oynuyo..

GO SATRANÇ insan

Go adı üstünde bi oyunken oynayan bi kısım jenerasyonun hayatta durma eylemine başlaması şok etti!
Dumanlı hava sahaları !

GO DA SATRANÇA GÖRE DAHA FAZLA HAMLE VE DÜŞÜNCE OLASILIĞI VAR,DAHA DERİN OYUN DİYE SAVUNANLARA BİR ÇİFT LAFIM VAR
wtf?

Ne demek abi o öyle, bizler nasıl aşmış insanlarız ki de satrançta bilmemne kadar hamle olasılığı var go da daha çok diyerek yok daha kadim oyun diyerek sınıflıyoruz bunları, yanlış anlaşılmasın go ya laf yok ama satranç oynamam ben çünkü hebele hübele go rulez daha çok olasılık evet düşünce evet yeah diyenlere diyorum. Satrançtaki hamleleri tamamlama şansı varmış gibi bide, ah sizi aşmış keşişler, Budha nın keşişleri göz nurları..
Lafımı getireceğim yer hayat dediğimiz nane yi koklarken birşeyi kaçırıyoruz, yaşadığımızdan çok felsefe yapmaya başladık. Strateji geliştirmeye yönelik oyunlar zamanı ile pratiğe yardımları da olsun hayatın içinden olsunlar diye kurgulandılar. e şimdi tek başlarına hayata meydan okuyan post hippi kültürün oyuncağı hale geldiler, oturarak dünyayı kurtaran şamanlar.. Ayağa kalkın len. Kendinize gelin kıyametin ne zaman nasıl olacağını değil, bunları düşünürken neleri kaçırdığınızı düşünün. yani bence, ben ne bilirim ki ama… dalailama bilir.
Tekrar belirtiyorum Budha dır Dalailamadır hiçbir sorunum yoktur, durmak da erdemdir tabi, ama lütfen durup dururken durmayalım. yaşama koşalım çiçekler kelebekler sizlerin olsun.

Seviyor gibi Yapmak Yapıyor gibi Sevmek

EN KAFASI OLAN TONİC yada ROTTEN EGG LİKE DOGS IN LOVE

Saturday, March 27, 2010

viva entropy bye STALINISM

DOĞDUM ÖLDÜM, AMA BEN BİRŞEY SORACAKTIM..

İnsan doğar dimi, biri der öğren öğrenir, e hadi öğrenir de sonra yapacakları bu öğrendiklerine ne benzer ne benzetilir. çalış der abiler; çalış ki formda ol, çalış ki adam ol, çalış ki emekli ol, çalış ki vakit geçsin, çalış ki unut, çalış ki çalışmamazlık etme, çalış ki dünyayı kurtar,çalış ki çalıştı desinler, çalış ki çalıştır.. Haa demek ne öğrenmişiz çalışınca olabileceklerin sınırı hududu yok. Şimdi tabi bu çalışma bizi biyerlere derken götürür diğer çalışanlara mesela, onlar çalıştıkça daha çok çalışasın gelir ki daha önce adam olasın emekli olasın dünyayı kurtarasın.. Birde aksini deneyenler olmuştur, tabi çalışırız da zamanı gelince bazen erkende olsa dururuz dimi.. Dur ki anla, dur ki anlat, dur ki diğerleri geçsin..
Devam et, dur, devam ettir, durdur.. O başta vardı ya hani ne yapıyorsun diyenler, öğren bişeyler diyenler ne öğrendiğimi merak ediyormusunuz.. Bu kurduğunuz köprü diyorum, birbirimizden öğrendiğimiz, öğrettiğimiz, öğretilecekler falan, bi ton cevap bulduk sayenizde, soru sormayı unuttuk..

Monday, March 8, 2010

kahin misin?

2012 ye kadar geri sayan kehanettün kahinüm tellalları, yaşamayı unutan filozoflar, abuzittirdiniz mi?

Tuesday, March 2, 2010

=

If a man will begin with certainties, he shall end in doubts, but if he will content to begin with doubts, he shall end in certainties.

Francis Bacon

Friday, February 26, 2010

Masalın masalı

Bir varmış bir yokmuş, kitapların birinin içinde bir masal varmış.. Gel zaman git zaman masal okunmamış. Masal kendini bile tanımaz olmuş. Kısacık olduğundan pek bir sayfanın dikkatini de çekmemiş. Kalakalmış bir başına. Sonra  bir çocuk masalın yaşadığı kitabı bulmuş. Kitap içinde dikkat çeken tek bir şey olmuş çocuk için. Tek bir satır..

''Sana anlatttığım masalın başını en sonunda göreceksin''

Bir varmış, bir yokmuş...

Seni yenicem Beyoğlu

yavaştan başlıcan bu işe..

Işıklar sönünce gözlerini aç

Emin olmadığımdan bile emin değilim

Thursday, February 4, 2010

OF ya oLiMpOs bozuldu diyen aVantgarde mArjiNal aTTıraksiyon

Neden küne? Neden Olimpos bozuluyo?

Çok mu bar açıldı?
Gerçekten doğaya ihtiyacınız var diyemi açılan barlar sıkıcı oldu? Yetmiyo mu kalanı?
Doğanızında bara yer yok mu?
Budistmisiniz?
Kötü müzik varsa ipod/mp3 player dinleyemezmisiniz,zaten soyutlamıcakmıydınız kendinizi?
Açılan barlar doğanızın ne kadarını bloke ediyo?
Barlar olmasa kim kime neyini gösterecek?
Antik doğaya saygısızlık mı arttı? Antik ne sizin için?
Yoksa artık herkes aradığı herşeyi marketlerde bulabiliyor mu?
Bu bi sorun mu?
Karettalara kötü mü davrandınız?
En çok çiş olimpos sularında mı?
Mideniz mi raatsız?
İphone unuz  dan mı utanıyosunuz?
Yoksa son çıkan Türkmen reklamı mı 'Türkmenimizin giderek devleştiği canınızı sıktı?

 Olimpos güzeldir! Gidin sevin onu! İnin gece sahile,uyuyun..Biri üstünüze bassın keyif alın güvende hissedin, Denize giderken karşınıza çıkan soğuk suya girip neden bozulsun lan Olimpos! hala rulezz.. demeyide ihmal etmeyin..
Yerler...
öperler..

ps: Elçinhanım, olimpozüsyonumu bitirdim. öuhgf:P

Wednesday, February 3, 2010

or RAYT?

Bir aralar otururken bi çaycıda, bir muhabbete kulak misafiri olmuştum, eğer ulus iyi bir şey olsaydı çingenelerin vatanı olurdu demişti..doğrumudur?

ps:Eskişehir de iken ise adamın biri şehirdeki heykellere bakıp 'kültür verip gavur edeceğine ekmek verip müslüman et demişti' doğrumudur?

Tuesday, February 2, 2010

pappa was kunst der die das!

 Tez yazdım, sıkmayacağım onunla canınızı, ama özünü anlattığına inandığım 15 yıl ki halen harcıyorum sayılır çıkan sonuç daha ötesinde olamadı..saçma gelebilir,ruh taklittir. Heyecansız değildir ama..

Aranızda bilenler vardır, ama okumanızı isterim.

*SANATIN SONU*-Donald Kuspit'in kitabından. Allan Kaprow denemeler..

Ay’a inen uzay aracı tüm çağdaş yontu çalışmalarından açıkça daha üstündür;
Houston uzay nekiği merkezi ile Apollo iki astronotları arasındaki sözlü iletişim çağdaş şiirden daha iyidir;
Bu tür sözlü iletişimler, sesin kimi zaman zayıflamasına, çıkan bip seslerine, cızırtılara ve zaman zaman iletişimin kesilmesine rağmen konser salonlarındaki elektronik müziği aşmaktadır;
Gettolarda yaşayan ailelerin antropologlar tarafından(bu ailelerin izniyle) uzaktan kumanda edilen kameralarla çekilen yaşamları o ünlü, gerçekçi yeraltı dünyası filmlerinden daha muhteşemdir;
Sözgelimi Las Vegas’ın plastik ve paslanmaz çelikten yapılmış, pırıl pırıl parlayan petrol istasyonlarının çoğu son zamanların en olağanüstü mimarisidir;
;permarkette alışveriş yapan insanların rasgele, esrik hareketleri modern dansta yapılan her tür hareketten daha zengindir;
Yatakların içindeki pamuk ve sanayi atığı kalıntıları, dağılmış çö;plerden oluşan çok sayıdaki sergiden daha ilgi çekicidir;
Test edilen roketlerden çıkan buharın oluşturduğu gökkuşağı rengindeki, gökyüzünü kaplayan durağan biçimlere denk biçimler, gazlı malzemelerle çalışan sanatçılar tarafından yapılamamıştır;
Vietnam’daki güneydoğu Asya savaş tiyatrosu ya da ‘Chicago Sekizlisi’nin yargılandığı duruşma her ne kadar savunulamaz olsa da, herhangi bir tiyatrodan daha iyidir;
Vb,vb... Sanat olmayan şeyler sanat olan sanattan daha çok sanattır.(*Allan Kaprow, essays on the Blurring art and life,1993-s.97-98)

dondurma yemek lazım. üzerinede viski lahmacun..

Tuesday, March 27, 2007

merhaba

Selamlar,3 sene önce büyük bir heyecanla açtığım bloğumu artık takip etmeye başlayacağım. Söz uçar yazı kalır , uçan sözlerimi ki bolca uçurdum, yakalamak vakti..

chiao salvadores..

Manet
Her zaman heyecanlı bir cumhuriyetçi olan Manet için genç aristokratın öldürülüş biçimi tam bir hayal kırıklığı olmuştur. Bir seneden uzun bir süre boyunca, bu olayı betimlemek üzerinde çalışmış ve o dönemde üç büyük tablo ve bir tane taşbaskı yapmıştır. En sonunda büyük tepkiyle karşılaşan eserini bitirmiştir. Manet, imparatorluğun düşüşü sonrasında bile bu eserlerini Fransa'da satamamıştır. Tabloyu bir süre kendi evinde sergilemiştir. Ressamın 1883 yılında vefat etmesinin ardından, ilk çizdiği eser Boston'a, en büyük tuval Londra'ya, üçüncü çalışması ise Kopenhag'a gönderilmiştir. 1868'de tamamlanan son tablo ise Almanlar tarafından 1909 yılında satın alınmış ve Manheim Müzesi'nde sergilenmiştir. Tablo halen bu müzede sergilenmektedir (Resim 2).

Resim 2. Eduard Manet, Maximilian’ın İdamı, 1867

Modernist sanat ve estetik anlayış kuramsal olarak 1870'li yıllar sonrasında gündeme gelmiş, postmodern estetik tartışmalarının ortaya çıktığı 1960'lı yıllara kadar da egemen anlayış olarak yerini korumuştur. 19. yüzyılın son çeyreğinde sanatı egemenliği altına alan modernist estetik anlayış, kendinden önce varlık gösteren klasik sanatın mimarisine karşı durmuştur. Böylece modern sanat ve modern sanata özgü olan estetik anlayışı, alışılagelmiş estetik anlayıştan köklü bir kopuş olarak kendini göstermiştir. Doğanın olduğu gibi yansıtıldığı dönemlerde sanatçının yaratıcılığı ciddi ölçüde kısıtlanmıştır. Sanatçılar bu durumda ancak kendilerinden önce gelen büyük ustalarının taklidini yapmaktan öteye gitmemişlerdir. Bu nedenle modernist sanat anlayışı, sanatçıların yaratıcı yeteneklerini ancak yerleşik estetik anlayışın dışına çıkararak ve belirtilen öğeleri zorlayarak, değiştirerek ve konuların özgün yorumlanmasıyla ortaya çıkabileceğini savunmuştur.
Modernist sanat anlayışı da, aydınlanma çağı öncesi sanat anlayışı gibi, sanatın gerçeği yansıtması temeli üzerine oturmaktadır. Ancak gerçekçilik, sanatçının o gerçekliği algılaması, yorumlaması ile belirlenmelidir. Bu nedenle modernist sanat anlayışında toplumun ya da insanın aynası olmak yerine sanatçı bireyin öznelliği ile dış dünyaya bakışı, algılaması ve yorumlaması önem taşımaktadır. 

modern
Sanatta modernizm, gerçeklik olgusuna yeni ve öznel açılımlar getirmiş, sanatçı da yaratıcılık ve özgünlük misyonuna değer vermiş, yapıt fikirler yarışı içerisinde ele alınmış, izleyicinin yorumu için de bir fikir sahibi olma zorunluluğunu bir şart olarak göstermiştir. 


             postmodern
  Postmodernizm, gelenekle yakın geçmişin eklektik bir karşılaştırmasıdır. Postmodernizm hem modernizm devamıdır, hem de modernizmi aşmaktadır. Postmodernizm, modernizmden türemiş bir modernizm eleştirisi ve metamorfozudur. Kaba bir çerçeve çizecek olursak diyebiliriz ki; modernizm edebiyat ve sanatta anlam arayışındayken, postmodernizm anlamı reddeder, anlamın anlamsızlıkla iç içe olduğunu iddia eder. Örneğin; modern bir romanda karakterler kronolojik bir sıralama izleyen bir kurgu içinde yaşarlar. Oysa postmodernist bir romanda olaylar belli bir sıra izlemek durumunda değildir.
Postmodernizme bir bütünlük, birlik kazandırmak imkansızdır. Heterojenlik, çokseslilik, bölünmüşlük kadar, bunların beraberinde getireceği yanlış anlamaları, yanılgıları da onaylayan ve geniş bir meşruluk zemini oluşturan bir tavırdır. Katı yaklaşımların oluşturduğu ideolojik kalıplara karşı olan postmodernist akım, bilgi kuramını tekdüzelikten ve katılıktan kurtarıp daha hoşgörülü ve açık hale getirme uğraşıdır.

 Nietzche ve Tanrı

Nietzche’nin yaratıcılık konusunda farklı görüşleri vardır. Tanrı'nın, insanı yeryüzüne acı çekmesi için yolladığına inanır. Nietzsche bunu Empedokles adlı eserinde de vurgulamıştır. Nietzsche'ye göre "Sanatçı Tanrı" kendisini Yunanlı’ya bir model olarak sunar. Onun kendisine bir şekil vermesini, mermerin ya da taşın içinde gizli kalan heykeli çıkarıp, sonra da gerçekleştirilen bu sanat yapıtının tadına varmasını önerir. "Hristiyan Tanrı" ise emredicidir. İnsanın dünya nimetlerinden faydalanması yerine, çile çekmesini ister. "Tanrı'yı yadsıyoruz, Tanrı'nın sorumluluğunu yadsıyoruz ve böylece, yalnızca dünyayı biliyoruz." Nietzsche olaylar sonrası insanların Tanrı'yı suçlamayarak suçu dünyada bulmalarının yanlış olduğunu düşünmüştür. Nietzsche'ye göre geliştirmiş olduğumuz tüm değerler, dünyanın gerçek doğasını görmemizi engellemek amacıyla geliştirilmiş araçlardan başka hiçbir şey değildirler.
Bununla beraber, bu araçlar bizim için dayanılması zor bir dünyayı dayanılabilir kılabilmeye hizmet ederler. Bu hizmet yıllardır dinlerin varoluşu ile de desteklenmektedir. Dinler bize öbür dünya gibi güzel vaatler sunarak, bize bu dünyada yapmamız gerekenleri buyururlar. Bu buyruklar, insanların özgür ve başkaldıran doğasını yok etmeye onları birer sürü parçası haline getirmeye yöneliktir.

 ve DADA

  ZÜRİH DADA

Dada hareketinin başlangıcında savaş en büyük etken olmuştur. Sanatçılar bu savaşın çıkma sebebi olarak tarihin bütün kavramlarını suçlamışlardır. Dada hareketi, yaklaşık tüm Avrupa ülkelerinden rejim karşıtı aydınların önderliğini yaptığı bir harekettir ve savaşa karşı olmaları, bu aydınları birleştiren en önemli özelliklerdir.


Hugo Ball,  Zürih’te bu hareketliliğin başlangıcında büyük rol oynamıştır. Aynı zamanda kabare işletmeciliği de yapan bu çok yönlü sanat adamı ifade biçimleri dahilinde yeni ve karşıt bir şeyler yapmak istemiştir. Dada hareketinin başlangıçları bir anlamda dışavurumculukla çok ilişkili olduğu dönemlerdir.
Dada’nın daha sonraları önemli isimleri olacak Tzara ve Hans Arp gibi isimler Hugo Ball’a destek vermişlerdir. Zürih’te Cabare Voltaire, bu absürd gösterilerin başlangıcının evsahibi olmuştur. Bu dönemlerde Hugo Ball mavi atlılar gurubu ile de temas halindedir. Hugo Ball bir yazısında Zürih Dada hareketlerinde önemli bir isim olmuş, Marcel Janco’nun hazırladığı maskelerin kullanımı ile oluşan oyunlar hakkında şunları söylemiştir.‘’Bu maskeli oyunlarda büyüleyici olan şey onların insanlığı temsil etmesi değil, yaşamdan daha geniş ve kapsamlı olan coşku ve öznitelikleri sergilemesiydi. Çağımızın formundaki ilikleri dondurucu şiddet, burada görünür kılınmıştır’’[2] (Resim 12).

Resim 12. Tristan Tzara – Deniz - 1917
Tristan Tzara, Zürih'teki en önemli dada temsilcilerinden biri olmuştur. Tzara, felsefe okumak için İsviçre'ye gelmiştir. İtalya'daki fütüristlerle ilişkilerinden dolayı kabarenin izlencelerinin çoğuna bildirileriyle katılmıştır. Daha sonra Paris'teki dada hareketini kurmuştur.
Richard Huelsenbeck, Zürih'te toplanmış olan sanatçılarla birlikte yaşamış olmanın verdiği duyguyla, Dada hareketinin bu evresini Dada eine Literariche Dokumentation (Dada, Edebi Bir Belge) adlı kitabında şöyle yorumlamıştır:


Hans Arp, 1916'da tanınmış bir heykeltraştır. Paris'te Picasso'nun çevresinde bulunmuştur. Savaşın başından beri Dada etkinliklerine katılan eşi Sophie Taeuber ile birlikte İsviçre'de yaşamıştır.
Marcel Janco, savaş başladıktan sonra Romanya'dan kaçmıştır. İsviçre'de iş aramakta olan ve aynı düşüncedeki insanlarla ilişki kurmaya çalışan Romanyalı bir ressamdı. Janco, kabarenin çalışanları arasına katılmış ve Emmy Hennigs gibi Dada hareketinin çekirdek kadrosundaki kişilerden birisi olmuştur.

PARİS DADA

1919’da Picabia, kendi çıkardığı dergi olan 391’in 8. sayısını Tzara’ ya göndermiştir.  Picabia, Tzara’ın kendisiyle birlikte Paris’e gelmesini istemiş, Tzara bu teklifi kabul etmemiştir. Picabia’ nın Paris’e gitmesiyle Zürih Dada ikiye ayrılmıştır. Bunlar;

               


   Paris Dada için sonraları Breton’un şair Peret’i kışkırtması ve Tzara’nın buna karşıt olması Dada’yı bölmüştür. Bu bölünmede sanatçıların tavır değişimi ve içlerinde bulundukları durumları yüceltme isteği, Tzara ve belirli Dadacılar tarafından kabul görmemiştir. Dada hareketinin etkisinin azalmasında sanatçıların bireysel hareketliliği de sebep olmuştur. Arp, kişisel sergilerini daha sıklaştırmış, Breton, kendince kararlarını grup üzerinde yoğunlaştırmış, sanatçılar Dada’nın ve savaşın verdiği huzursuzluktan bölünmüşlerdir. Fakat Paris Dada hareketi dönemin sosyolojik yapısı açısından önemini göstermiştir. Breton ve Tzara eylemsel ve kavramsal olarak bazı açmazlara girmişler ve Dada ile Sürrealizmin yolları ayrılmaya başlamıştır



 NEW YORK DADA
1915’te I. Dünya Savaşı’ndan kaçan Marcel Duchamp ve Picabia New York’taki Dada’nın öncüleri olmuşlardır. Zürih Dada ile aynı zamanda New York’ta, Duchamp ve Picabia çalışmaları ile Dada hareketlerini desteklemişlerdir. Zürih Dada’ya nazaran Paris Dada ile olan ilişkilerinden dolayı New York’ta Dada daha hızlı yayılmıştır. Burada alıcı statüsü Dada’yı önce bir oyun olarak algılamış, daha sonra kavramsal değerlerini önemsemiştir. Duchamp kendisini New York’da daha rahat ifade etme imkanı bulduğunu söylemiştir. Çünkü Avrupa’daki köklü sanat anlayışının aksine Amerika’da sanat yeni yeni olgunlaşmaktadır ve fikirsel açıklık ağırlık kazanmıştır. Dada, New York’ta daha da ilerleyen dönemlerde var olacaktır

Karşıt sanat etkinlikleri olarak tamamlanan bu nesneler, gerçekte başlı başına bir fenomen olmuştur. Marcel Duchamp’ın öncülüğünde gelişen New York Dada hareketleri, bugüne dek süregelen evrensel itibarını elde edinceye kadar çözümlenememiş ve yanlış yorumlara neden olmuştur. New York’ta Dada hareketleri Avrupa’da olduğu gibi başlangıcında sanatsal bir akım değil, toplumsal bunalımlara bağlı olan bir ruh durumu ya da bir çeşit akıl hastalığı olarak görülmüştür. Halk bunun, yalnızca bir eğlence ya da oyun olmadığını anladığında, bu konuda bilgisiz kalışının gerilik olarak yorumlanabilecek çok kötü bir durum olduğunu anlamıştır. Diğer sanat akımlarında olduğu gibi Amerika’da (özellikle New York’ta) Dadacılık, bu tür nedenlerle toplumun yadırgamadığı bir akım durumuna gelmiştir. Amerikalılar, uygarlığın en tehlikeli sorunlarından birinin bilicindeydiler. Uygarlığın yıkıcılığa eğilimli olduğunun ayrımına varmışlardır. Bu nedenle tüm kültürel değerleri yerle bir etmeye kalkışan bir avuç yazar ve ressamın cüretine büyük hayranlık duymuşlardır.
Postmodernizm en hızlı bu ülkede kendini göstermiştir. New York, Dada sonrasında Duchamp ve konuştukları üzerine gelen ‘Sanata neler oluyor?’ eleştirileri de bu akımı canlı tutmuş ve bununla alakalı çok söylem gelişmiştir. Özellikle modern sanat ile ilgili Rudolf Arnheim ve sözleri dönemi için önemli saptamalardır.

Bu paragrafın anlatım biçimi olarak Dada’nın da altyapısını oluşturduğu postmodern dünya eleştirilmektedir. Sanatçıların duyarsız olmaları durumunu Arnheim bir anlamda da yapı güçsüzlüğü olarak değerlendirmektedir. New York Dada hareketi ve 20. yy sanatının önemli olayları için bir vitrin olmuştur. Duchamp’ın sanat hayatına kattığı Ready Made’ler Amerika ve dünya sanatında teknik olarak da değişimler getirmiştir.